GÜLŞEHİR'DE BONZAİ İÇENLER KİMLER?  NASIL ENGELLENİR...
CAN TAŞKIN

GÜLŞEHİR'DE BONZAİ İÇENLER KİMLER? NASIL ENGELLENİR...

Çarşıda bu hafta gezerken kimileri neden spor işine el attığımı sordu. Kimileri kendince boş iş olduğunu söyleyerek dalga geçti. Kimileri bu ilçeden bir nane olmaz dedi. Bir çok yorum yapan fikir veren vardı. Ancak gençlerden aldığım güç ve destek ise paha biçilemezdi. Allah önce izin verir sonrada planlarımız yerine gelirse FUTBOLDA HEDEFİMİZ 3.LİG dir.

Allahımın izniyle şu mübarek günde edilen dualarımızı kabul görmesini diliyorum.

 

Peki neden bu spor olayı bir anda aklımda canlandı.... bunu anlatalım....... bu hafta;

 

Dişlerinizde gedikler açılmış mıydı çocukken? Şeker sever miydiniz?

 

“Elbette” dediğinizi duyar gibiyim…

 

Bu memleketin çocuklarının küçükken horoz şekerleri vardı. Elma şekerleri vardı kırmızı mı kırmızı, tatlı mı tatlı… Ama tadı sadece şekerinden değil…

 

İhtiyarlar, ceplerinin en mahrem yerinde, kuşaklarının en gizli köşesinde cam şekerleri taşırlardı çocukları sevindirmek için…

 

 

Sonra çocuklar büyüdüler… Çemberlerini, topaçlarını tavan aralarına attılar. Bilyeden tekerlekli arabalarını çıkaramaz oldular memleket yokuşlarına… Onlar, demode olmuştu…

 

Bilgisayarlar girdi hayatlarına… Çeşit çeşit cep telefonları… Çizgi film kahramanları, hayallerinin vazgeçilmezleri oldu… Hayallerinde bir binadan diğerine uçmak hiç de zor değildi onlar için.

 

Dizi filmlerden kendilerine rol-modeller seçtiler… Onların yaşamları, hayallerini süslemeye başladı… Lüks konakların bahçelerinden, havuzlarından; muhteşem villaların teraslarından ibaret sandılar hayatı… Çalışmadan erişebileceklerini sandılar bütün bunlara… Sinemalarda kendilerine farklı dünyalar kurdular…. Herkesin farklı dünyaları oldu… Hayalleri bilmem kaç yerinden kırılmıştı da kırık hayallerle yaşamaya devam ettiler…

 

 

Tüm isteklerine, hatta en olmaz isteklerine bile “hayır” demeyi beceremeyen anne-babaları vardı onların. “Bizim çocukluğumuzda yoktu. Çocuğum mahrum kalmasın.” teraneleri içinde büyüttüler çocuklarını…

 

Doyumsuz çocuklardı. Dünyanın bütün oyuncakları, Yüce Allah’ın bahşettiği bütün nimetler az geldi onlara… Bir de… Bir de bizim çocukluğumuzda olmayan kocaman bir şeye sahiptiler: Psikoloji… Onların psikolojisi vardı artık. Onlar öyle bağırmaya çağırmaya gelemezlerdi. Kulakları çok incinirdi çekildiğinde… 

 

 

Dedelerinin, babaannelerinin evlerinden de çoktan taşınmışlardı. Ne o öyle herkes bir arada… Bayramdan bayrama gitmek yeterdi işte… Çocukları büyütürken tecrübeye ne gerek vardı ki… Kendilerine ait çekirdek hayatların içinde kaybolduklarının farkında bile değildiler. 

 

Sokağa çıktılar sonra… Bin türlü bela… Parklara gittiler… Köşelerde, köşebaşlarında bıçkın, farklı giyimli delikanlılar vardı… Hiç kimse onlara hiçbir şey demiyordu. Ne kadar da rahattılar. Bu ülkede artık özgürlük vardı… Gün gelip kendi çocuklarının da onların yanında olabileceği büyüklerin aklına hiç gelmedi…

 

 

Okullar da artık sakin limanlar değildi. Toplumun her kesiminden gelen çocuklar vardı. Hırsızların, gaspçıların, yalancıların, düzenbazların, kavgacıların çocukları da oradaydı.

 

Öğretmenler ne kadar da sabırlı insanlardı. Devletin sopasının ucundaydılar sanki. Çocukların üzerine gitseler türlü emeklerle tutabildikleri ekmekten olmak da vardı. Çocuklarla yüksek sesle bile konuşulmuyordu. Yaramazlıklar es geçiliyordu. “Disiplin” sözcüğü eskisi kadar ürkütücü, korkutucu değildi… Nasıl olsa hoş görülüyordu.

 

Öğretmenler ne kadar iyi, ne kadar modern, ne kadar sevimli insanlar olmuşlardı.

 

İdarecileri zaten siyasetin iki dudağının arasına vermişlerdi. Uslu çocuklar bile içlerindeki yaramazları niye durdursunlardı ki?

 

Hem bir sürü arkadaşları vardı çocukların candan ciğerden… Derslerin dışında sürekli birlikteydiler bütün magazinsel kulvarlarda… Dersler nasıl olsa hallolurdu. Sınıfta kalmak yoktu ki…

 

Bir zaman geldi, etraflarında arkadaşları kalmadı. Yalnızlaştılar. Bin türlü hevesle, korkak ve kaçak bakışlarla içtikleri sigaralar da onları “teselli etmez” oldu. Arayışa girdiklerinde ise karşılarına kahrolası haplar çıktı. Şırıngalarla tanıştılar.

 

Çocukken annelerinin “Başkasının ağzından bir şey alınmaz. Başkasının diş fırçasını kullanmayın.” dediğini çoktan unuttular.

 

Beyinlerine, yüreklerine girdiler çocuklarımızın. Birileri toplumun kalbine hançer gibi sapladı bonzai kılığındaki kirli emellerini.  

Ne mi oldu sonra? Her gün gençlerimizin şeker misali eridiğine şahit olduk. Umursamasak da, boş versek de, “neme lazım” desek de yanan biz olduk. Çocuklarımızı son hızla bir girdabın içine çekiyorlardı da biz elimiz kolumuz bağlı bekliyor, haberleri seyretmeye devam ediyorduk.

 

Heeeey memleketimin insanları! Bu güzel memleketin güzel çocuklarının anneleri-babaları, teyzeleri, amcaları, komşuları!... Emniyet mensupları, belediyeler, kamu kurumları!... Atanmışlar, seçilmişler!... Herkes!!!... Çözelim kendi kendimizin kollarını… “Dur” diyelim bu iğrenç çılgınlığa… Beraberce süpürelim bu illeti sokaklarımızdan… Güzel yarınlarımıza çocuklarımızla birlikte yürüyelim… YAŞASIN SPOR......

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kardeşler Tesisat işletmecisi Kalay Sel Gider Kum Kalır
Kardeşler Tesisat işletmecisi Kalay Sel Gider Kum Kalır
Gülşehir Protokolü Mantarkaya'da İftarda Buluştu
Gülşehir Protokolü Mantarkaya'da İftarda Buluştu